Türkçü Dergi, Dergimiz Fikrimizdir!
 
Yabancı Dilde Eğitim- Prof. Dr. Acar Sevim Tarih: 11-11-2012

Yabancı Dilde Eğitim


Yabancı dilde eğitim konusu bizde olduğu gibi  Batı’da da önemli bir tartışma konusu olmuştur. Bu konuda Almanya’daki durumu anlatmak içinde bulunduğumuz durumun anlaşılması açısından önemli bir örnek oluşturacaktır.
 
Bilindiği gibi bütün Avrupalı aydınların ortak dili yüzyıllar boyunca Latince idi. Üniversitelerde dersler hep Latince veriliyordu.
 
Alman hukuk filozofu Christian Thomasius  (1655-1728) 1690 yılında Halle Üniversitesi’nde ilk kez Almanca ders verme şerefine sahip oldu. Bundan sonra Almanca 18’inci yüzyılda Alman üniversitelerinde öğretim dili olarak kabul edildi. Thomasius  daha önce de 1688’de Leipzig Üniversitesi’nde profesör olarak  Alman dilinde ilk modern dergiyi çıkarmıştı. Ancak Thomasius bu tavrıyla üniversitede fazla tutunamadı ve 2 yıl sonra Halle Üniversitesi’ne geçti. Almancaya ağırlık vermesi sebebiyle çok şiddetle eleştirildi.  Filozof Schopenhauer  bile (1788-1860) 19’uncu yüzyılda hâlâ Latin yazarların yazdıklarına Almanca açıklamalar eklenmesini şiddetle eleştirmişti.  (Reiners, 21/ 22)
 
Fransa  Örneğinde  Dil   Problemi
Dil konusunun önemi Fransa’daki duruma baktığımızda iyice ortaya çıkar. 1726’da Fransızcanın ders dili olarak kabul edilmesi için ilk ciddî talep geldi. Eski Çağ tarihçisi Charles Rollin halkın dilinin yüksek okullarda da kullanılmasını, ancak Latincenin yerine geçmemesini, sadece ek dil olarak kabul edilmesini istiyordu.
 
Almanya’da   Latince’nin   Ve   Fransızca’nın   Hâkimiyeti
Alman dili, tarih boyunca Latince ve Fransızcanın etkisi altında özüne iyice yabancılaşmıştı. Almanya’daki aydın sınıf da Almancanın ilim dili olamayacağı gibi yanlış bir düşünce içindeydi. Onlara göre ilim sadece Latince yapılabilirdi. Basit halkın kullandığı dil olarak hor görülen Almanların ana dili sadece cahillerin konuştuğu dildi. Latincenin hâkimiyeti ve üst tabakada Fransızca konuşma özentisi konusundaki rahatsızlıklar aslında 18’inci yüzyıldan önce de vardı. Thomasius’tan önce hekim ve filozof Paracelsus da (1493-1541) 1527’den sonra derslerini zaman zaman Almanca olarak verdiyse de bunun yarattığı etki fazla büyük olmamıştır. Oysa Thomasius’un eylemi ses getirmişti. Öğrencileri Leipzig Üniversitesi’nin kara tahtasında Almanca olarak yaptığı duyuruyla ana dillerinde ders dinlemeye davet etme cesareti gösteren Thomasius tarihte bir ilke imza atmıştı. Bu cesur adam, felsefe üzerine bir kitabı da Latince değil Almanca yazabilmişti. Bu önce büyük tepkiler doğurdu. Kendi ana dili olan Almancayı tercih ettiği için çok fazla düşman kazanan Thomasius sonunda üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı.
 
Almanya’da Latincenin yüzyıllar boyunca kültür hayatında egemen oluşu Almancanın aydınlar arasında serbestçe kullanımını geciktirmişti.
 
Şimdi yabancı dille öğretim konusunda çok önemli görüşleri olan Alman filozof Johann  Gottfried  Herder’in (1744-1803) savundukları çok önemlidir: Filozof Herder, Latincenin hâkimiyeti altındaki okulları eleştirmişti. Çünkü ona göre gençlerin en fazla öğrenmeye açık olduğu yıllarda kendi ana dilleri bastırılıyordu. Bu içlerindeki dehânın da bastırılması demekti. Herder “bastırılmış dâhîlerden, Latince eğitimin kurbanlarından”  sözediyordu. Ancak Latincenin yanında Fransızca da gençler üzerinde aynı olumsuz etkiyi yapıyordu. Fransızcanın yüksek saray kültürü içinde ve bunun uzantısı olan bir edebiyatta kullanılması sebebiyle de  “geri kalmış Almancadan” üstün olduğu inancı yaygındı. Herder ana dilinin Fransızca kelimelerin işgali altında olmasından yakınıyordu. Çözüm Alman tarihine yönelmek suretiyle eski çekirdek Alman dilini yeniden ortaya çıkarmak ve yeni dili ona göre oluşturmaktı. Herder için insanın ana dili dehânın da kaynağıydı. Gerçek orijinal şair içinden çıktığı topraklara sadık kalmalıydı. Filozof aslî görevinin sokaktaki adam için yazmak olduğuna inanıyordu.
 
Herder’e göre ataların fikir hazineleri dilde muhafaza edilir ve bu yolla  yeni nesillere aktarılır. Bu açıdan dil kullanımı tarihin de muhafaza edilmesi ve ilerletilmesi demekti. (Owren, 66)
 
Kültür de en iyi şekilde ve sadece bir milletin atalarından devraldığı ve kuşaktan kuşağa aktarılan kendi  dili aracılığıyla gelişebilirdi. Bir halkın kalbini kazanmak için onun dilini konuşmak gerekirdi. Herder 1764’de yazdığı bir  makalede her dilin belirli bir millî karakteri olduğunu, bu yüzden doğanın bizi sadece soyumuzun dilini öğrenmekle yükümlü kıldığını, çünkü bunun karakterimize ve düşünce tarzımıza en çok uyan dil olduğunu ileri sürüyordu. Belki diğer milletlerin dilini de konuşabilirdik, ancak  bu sayede onların karakterine bürünemezdik.. Filozof, Latinceye dayanan  klasik öğretimin öğrenciler üzerindeki olumsuz etkisini de anlatmadan duramıyordu. Öğrencilere hep  Latince okutulan veya Latincenin en önemli  ders olduğu hiçbir okul iyi olamazdı. Herder Fransızca hakkında da olumsuz düşünüyordu. Dil eğer ruhumuzun gücünün organı ise halkımızın ve ülkemizin diliyle eğitim almaktan başka çaremiz yoktur. Buna göre Almanya’daki  Fransızca eğitim mutlaka Alman ruhunun bozulmasına yolaçacaktı.  Herder dilin milletin en önemli ifade gücü olduğunu savunuyordu. Bir insan hiçbir zaman yabancı bir dilde yaratıcı edebî eser meydana getiremezdi. Bu ancak millî bir fikri yabancı bir araçla ifade etme denemesi olabilirdi. Çünkü hiçbir insan, ülke, halk, tarih ve hiçbir devlet bir başkasıyla aynı olamazdı.
 
Alman dilinin özeliklerinin Latincenin etkisi ve gramercilerin müdahaleleri sonucu ağır yaralar aldığı düşünülüyordu. O devirde Almanları birleştiren  ne bir ortak başkent ne de büyük ortak çıkarlar vardı. Filozof  birleştirici unsur olarak Alman dilini ve edebiyatını görüyordu. Dil ona göre milleti millet yapan çok önemli bir unsurdu ve bu dile ilgi göstermek Almanları  millet yapacak bir yoldu. Dil sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda bir milletin fikir deposu idi. Alman dilinin entellektüellerin ve ilim adamlarının dili olarak görülmemesi, bu aydın kesimin sadece Latinceyi kullanması, bu yüzden Alman dilinin basit halkın dili olarak kültürüyle birlikte ihmal edilmesi Herder’i çok rahatsız ediyordu. Alman dilinin   geri kalmasında tamamen Latincenin suçu olduğunu, çünkü ilim adamları arasındaki tartışmalarda hep Latincenin kullanıldığını hatırlatıyordu. Buna karşılık bu ilmî tartışmaları yapan Alman aydınları kendi ana dillerini cahillerin dili olarak küçümsüyorlardı. Zamanla Alman dili Latinceden uzaklaşıp başka bir yabancı dilin, Fransızcanın egemenliği altına girecekti. (Fragmente, 214 / 215)
 
Şimdi Roma İmparatorluğu’ndan sonra Avrupa halkları ikinci kez başka bir  kültürel biçime sokulma tehdidiyle karşı karşıyaydılar: bu Fransız kalıbına sokulma tehlikesiydi…. Fransız baskısından kurtulmak için ana dillere, halk sanatına, yani her yerdeki millî özelliklere yönelmek gerekiyordu.
 
Ancak Herder, Fransa’yı ne kadar çok eleştirirse eleştirsin Fransız dilini Avrupa’da öğrenilmesi kaçınılmaz bir dil olarak görüyordu. Herder’e göre Latince öğrenmek amaç değil bir araç olmalıydı. Her yabancı dil öğreniminde olduğu gibi burada da hedef  bir yararlı dili, tarihi öğrenmek için kullanmak, bu dili kullanan büyük adamların düşüncesini anlamaya çalışmak ve önemli bir kültürü dilini öğrenmek suretiyle kavramak olmalıydı. (Fragmente, 218)  Antik Devirde Yunanca neyse 18. Yy. da da Fransızca oydu. Şimdi ise İngilizce aynı konumdadır.
 
Ona göre Almancanın millî görevini yerine getirebilmesi için yazarların halkın dilinden esinlenmesi gerekiyordu. (Fink 1996, 175)
 
Herder değişik Alman bölgelerinin insanlarının birbirlerini anlamakta güçlük çekmelerinden yakınıyordu. Birbirlerinden ayrılanların sadece bölgeler olmadığını, sosyal sınıfların da dil kullanımında birbirlerinden koptuklarını, çünkü 100 yıldan beri üst sınıfların  tamamen yabancı bir dili, eğitimi ve hayat tarzını  benimsediklerini hatırlatıyordu. Üst sınıflar arasında 100 yıldır bu yabancı dilde toplumla ilgili görüşmelerin, resmî ve özel mektuplaşmaların yapıldığını, sadece uşak ve hizmetçilerle Almanca konuşulduğunu bildiriyordu. Herder’e göre bir milletin bütün fertlerinin eğitildiği bir ana dil olmadan gerçek anlamda  bir fikir anlaşması, ortak bir milliyetçi eğitim ve vatana ortak bir kesim olamazdı.  (Briefe, I, 296 / 297)
 
 
 
Herder, 1764’te  dil felsefesiyle ilgili ilk makale denemesinde  dillerin farklılığı problemine eğildi. Ona göre binlerce dil binlerce milletin geleneklerinden ve içinde yaşadıkları iklimden ortaya çıkmıştı. Bu dilleri bitkiye benzeten Herder bunların beslendikleri toprağa ve havaya göre şekil aldıklarını savunuyordu. Buna göre dillerin farklılığı sadece göstergelerin farklılığından ibaret değildi. Milletlerin kendine özgü hali de dillerin ortaya çıkışında rol oynuyordu. (Shichiji, 194)
 
Herder daha sonra kurulacak olan birçok  dil derneğinin fikir babasıdır.
 
Dilin  Önemi
Milletler herşeyden önce kültürleri içinde yaşarlar, en  önemli araçları da dilleridir. Dil yapay bir araç olmayıp Allah vergisidir.  Sonuçta Herder bir halkın dilinin kutsal bir araç olduğunu ilân  etti. İnsan  sadece kendi millî dili içinde düşünüp etkili olduğu oranda kendisi olabilirdi. Diğer milletleri saymak onların dillerine de saygı göstermek anlamına gelirdi. Herder milliyet ve dil haklarının devlet hakkı kadar önemli olduğunu söyleyen ilk kişiydi.  (Kohn, 410)
 
Edebî dili olmadan büyük şairler, esnek dili olmadan iyi nesirciler, kesin bir dili olmadan büyük bilgeler çıkaran bir halk görülmemiştir. ( Fragmente, 22)
 
Herder milliyet hakkının herşeyden önce  dil konuşma hakkı olduğunu söyleyen ilk kişiydi. Ancak bunu söylediği devirde birçok dil henüz cahil köylülerin konuştuğu  yerel dialektden öteye bir şey değildi. Bu geri kalmış halklarda kendi milliyetlerine ve dillerine olan ilginin uyanması büyük ölçüde Herder’in çabalarının sonucu olmuştur. Bir halkın, özellikle de uygarlıktan nasibini alamamış bir toplumun en değerli hazinesinin atalarının dili olduğunu dünya Herder’den öğrenecekti. Bu halkın bütün kültürü, tarihi, dini ve ruhu dilde yatıyordu. Böyle bir halkın elinden dilini almak nesilden nesile geçen, atalardan miras kalan tek ölümsüz servetini gaspetmek anlamına geliyordu.
 
Artık millet ortak bir siyasî yönetim altında birleşmiş vatandaş topluluğu değildi, bu kavram bundan böyle kapalı, doğal bir bütünlük olarak anlaşılacaktı. Bir milletin siyasî  açıdan tanınması için  mutlaka ortak bir dile sahip olması  gerekirdi.
 
İçinde farklı dillerin konuşulduğu devletler ciddî bir tehditle karşı karşıyadır. Burada azınlık olarak yaşayan topluluklar o devlette önemli bir problem haline gelir. Burada bu toplulukları idare etmek devlet için önemli bir politika konusudur. Devlet ya bu topluluklar üzerindeki baskısını yoğunlaştırır, Yunanistan’ın Batı Trakya’da yaptığı gibi Türk lâfının kullanılmasını yasaklar, ya da eski Yugoslavya’da olduğu gibi daha hoşgörülü bir tavır takınır.
 
Herder millî karakterin şekillenmesinde dilin yanında başka faktörlerin de rol oynadığını kabul etse de dil unsurunu esas alır. Bunun son derece önemli siyasî sonuçları olmuştur. Sadece ortak dili ve edebî geleneği olan toplulukların millet olma ve bir devlet kurma hakkına sahip oldukları düşüncesi milliyetçilerin temel çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu sayede filoloji bilimi ilerlemiş, bu bilim milliyetçiliğe hizmet etmiştir. (Barnard, 80 / 81)
 
Dil insanı benliğine kavuşturan bir araçtır,  aynı zamanda insanın dış dünyayla olan ilişkilerinin anlaşılması için de bir  anahtardır. Dil insanları başka insanlarla birleştirir ya da onu başkalarından ayırır, kişiyi geçmişle bağlar. Dil sayesinde aktarılan eski kuşakların düşünceleri, duyguları ve ön yargıları insanın bilincine kazınır. O da bunları yine dil aracılığıyla zenginleştirip daha sonraki kuşaklara aktarır. Böylece dil,  tarihî oluşumun canlı bir ifadesi ve aynı zamanda da tarihten gelen tecrübelerin biriktiği bir potadır. Dil bir taraftan bir halkın ya da milletin (Herder halk ve millet kavramlarını genellikle eş anlamlı olarak kullanırdı) oluşması için ön  şartken diğer taraftan dilin gelişmesi de bu millete ya da halka bağlıdır. İnsan diğer insanlardan farklı olduğunu ancak dil sayesinde anlar.
 
 
 
Kaynaklar:
 
Herder’in kendi eserleri:
 
- Briefe zur Beförderung der Humanität.  Bd. 1, 2.  Berlin, Weimar : Aufbau, 1971
 
- Fragmente über die neuere deutsche Literatur .1767 (Nachdruck ; Berlin und Weimar: Aufbau, 1985)
 
Hakkında yazılanlar:
 
- Barnard, Frederick M.: Zwischen Aufklärung und politischer Romantik: Eine Studie über Herders soziologisch-politisches Denken. Çev: Horst Gronemeyer. Berlin: Erich Schmidt, 1964
 
- Fink, Gonthier- Louis: “Von Winckelmann bis Herder. Die deutsche Klimatheorie in europäischer Perspektive.” Johann Gottfried Herder. 1744- 1803 . Gerhard Sauder (ed.) Hamburg: Felix Meiner, 1987. S. 156- 176
 
- Fink, Gonthier- Louis: “Das Wechselspiel zwischen patriotischen und kosmopolitisch-universalen Bestrebungen in Frankreich und  Deutschland (1750-1789) “  Volk-Nation-Vaterland .
 
-Kohn, Hans: Die Idee  des Nationalismus: Ursprung und  Geschichte bis zur Französischen Revolution. Çev: Günther  Nast-Kölb. Frankfurt / M. : S. Fischer, 1962
 
- Owren, Heidi: Herders Bildungsprogramm und seine Auswirkungen  im 18. und 19. Jahrhundert.  Heidelberg: Winter, 1985
 
- Reiners, Ludwig: Deutsche Stilkunst : Ein Lehrbuch deutscher Prosa . München: Beck, 1944
 
- Shichiji, Yoshinori: “Herders Sprachdenken und Goethes Bildlichkeit der Sprache”  Johann Gottfried Herder. 1744-1803. Gerhard Sauder (ed.) Hamburg: Felix Meiner, 1987. S. 194-201


Prof. Dr. Acar Sevim
 
E-posta : iletisim@turkcudergi.com
Facebook : www.facebook.com/Turkcudergi
Twitter : twitter.com/TurkcuDergi
İletişim : Tahılpazarı Mah. İsmetpaşa Cad. 2.Kantarcılar İşhanı No:52 D.26 Muratpaşa / Antalya
Türkçü dergi e-posta ağına kayıt olun !