Türkçü Dergi, Dergimiz Fikrimizdir!
 
SURİYE ABD'NİN STALİNGRAD'I MI OLACAK?- OĞUZHAN BAY Tarih: 31-07-2013
SURİYE ABD'NIN STALİNGRAD'I MI OLACAK?
 
         Yeni pazar, yaratmak uğruna yapılan yeni düzen projesi Mağrib ülkesi Tunus' ta başlayarak "Yıldırım Devrimleri"yle Cezayir, Libya, Mısır, Yemen derken Suriye'ye dayandı. İhtilaller önünde kimse duramıyor, birer birer eski düzenin liderleri devriliyordu. Tâ ki Suriye denklemine gelene kadar. Bugün çözümsüz bir dönemeçte bulunan Suriye cephesine geçmeden sürecin gelişimine bir göz atmak lazım. "Şirket" dünya çapında üretim fazlası nedeniyle yeni tüketim pazarlarına muhtaç olduğunda düğmeye basıldı. ABD, Sovyet tehdidine karşı desteklediği diktatör ve Arap zengin kabilelerine sırt çevirme kararı verdi. Bunun nedeni "şirket"in servet dağılımı meselesinde artık üç beş diktatör yahut ailenin değil orta sınıfı geniş bir tüketici
Arap toplumunu istemesidir. Halk kitlelerinin her yerde desteklenmesi de bu sebeptendir. Ortadoğu'da orta sınıfı geniş bir tüketici toplumu ancak üretim fazlası sorununu karşılayabilecekti çünkü. Böylece pre-kapitalist Ortadoğu'yu güncel kapitalizm topluma döndüren bir uyum süreci başlatıldı. Bu başta, halkı da arkasına alarak rahat bir şekilde uygulanabilir bir metot olarak görülebilir ancak dünyada sadece ekonomiye indirgenmiş hesaplar yoktur. Siyasal-Politik hesaplar, İsrail realitesi, mezhepsel-kimliksel ayrımlar bu hesapların püf noktaları olarak belirsizlikleri oluşturan etkenlerdir. İşte bu yazıda bu belirsizliklerin nasıl biriktiğini bugünkü tıkanıklığı ve ilerideki hamleler üzerine beyin yoracağız. Ortadoğu'da ekonomik pazar oluşturulması için başlatılan normalleşme süreci iktisat dışı etkenlerle sekteye uğramış durumda.
 
         Kimse sekteye uğramadan bir normalleşme süreci beklemiyordu. Hele de Ortadoğu'da. İstenilen silueti tasvir etmek gerekirse Ortadoğu'yu Sünni ve Şia bloğu olarak iki ana parçada toplamak, modern feodaller olan diktatörleri, Arap Şeyhlerini, Baas bürokratik totalirizmini yıkan bir burjuvazi devrimi yaparak geniş ve alım gücü arttırılmış bir orta sınıf yaratmak, ileriki süreçte ise bölgeyi Avrupa Birliği'nin işlem hacmine ulaşan yeni bir "Şirket" kolonisi haline getirmek tasarımı. Başta siyasal etkenleri sayarsak bir Sünni bloğunun pek de var olmadığı başta görülen bir sekte. Sünni karakteri Türkiye'nin mi yoksa Suudi ve Körfez ülkelerinin mi liderliğinde olacağı bir muamma. Mısır'daki Mursi ve Ordu kavgası aslında bu iki modelin mücadelesidir.
 
         Mursi'nin muhafazakar demokrat yapısı AKP Türkiye'sine yakın iken Suudi ve Körfez ülkelerinde kendi feodal hükümranlıklarını tehdit ettikleri için karşıt tavır almaktadır. Bu karşıtlıkta Türkiye'nin modelini "Şirket" desteklerken İsrail, Müslüman Kardeşlerin muhafazakar yapısı ve Filistin meselesindeki duruşu nedeniyle statükodan yana. Statüko Nasır'ın büyük yenilgisinden sonra İsrail yamağı olmuş bu sayede iktidar ve servet sahibi olmuştu. Şia bloğu ise daha yeknesak bir görüntü veriyor. Her ne kadar Sünni bloktan kat be kat anti-emperyalist bir politika yürütseler de Sünni bir İslâmi hareketi de isteyecekleri şüphelidir. Mursi'ye başta destek olur gibi görünseler de Suriye meselesinde ayrı düşmesi ve daha önemlisi kendilerine rakip olarak görmeleri desteklerini çekmelerine neden oldu. Şia bloğu İran, Irak'ın büyük bölümü Suriye'de Nusayriler ve Lübnan Hizbullahı ile stratejik açıdan önemli bir etken. İşte burada iç içe geçen blokların çatışması gerçekleşiyor. Bugün Suriye ise bu kesişimin odağı konumunda.
         Suriye Ortadoğu'nun tüm problemlerinin adeta bir özeti. Sünni nüfusun fazlalığı, buna rağmen Şia realitesinin var olması, İsrail sorunu, Kürt kimlik hareketi, Hizbullah, El Kaide, Baas Partisi, Rusya, Amerika, diktatorya ne ararsanız mikro halde Suriye'de konuşlanmış durumda. Bir nevi Türk Dünyasının Ferganası gibi yani bütünün çözümü için deney bölgesi. Bugün Suriye'de işlerin bu kadar sıkışması ve dallanıp budaklanması da bu sebeptendir. Adeta ya hep ya hiç bölgesidir. Suriye, Şia bloğunu bölgeden atmak için tek fırsattır. Suriye de düşerse Lübnan Hizbullah'ı lojistik desteği kaybedecek çekilme süreci başlayacaktır. Gelgelim aksi bir süreçte İran Güney ve Orta Irak'taki Şialar ile beraber Suriye ve Lübnan'a ulaşarak Doğu Akdeniz'e çıkacak İsrail'e adeta komşu olacak, "Şirket"in medarı iftiharı Sünni Türkiye ve Kürtler oyun dışı kalacak ve bırakın bu anti-emperyalist Şia bloğunu Sünni işbirliği ile pasifize etmeyi ortak cihad ile Hamas gibi Sünni örgütlerle de birleşerek iyice güçlenecektir. Hatta zengin Körfez ülkelerini de kendi yanına çekebilir, Basra'nın tamamen Şia hakimiyeti altında olması bunu destekler. Bu arada iç savaş öncesi ılımlı Suriye artık tamamen kendini İran'a adamış militan bir Şia yüreği ile oyuna devam edecektir.
 
         Sonuçta bunlar da ilk seçenekten az bir olasılık değildir ve bunun gerçekleşmesi "Şirket" için planın iflasına işaret eder. Almanların Stalingrad sonrası domino etkisiyle yıkılışını andıran bu spekülatif tahmin hiç de uzak değildir. Bugün Irak üzerinden gelen İran yardımları Lübnan'dan gelen Hizbullah ve son zamanlarda Lazkiye'yi Petrograd gibi ziyaret (!) eden Rus filoları Suriye'deki durumu tamamen tersine çevirmiştir. ÖSO(Özgür Suriye Ordusu), Halep-Hama hattında sıkışmış, başından beri Mağripteki Arap yağmacıları gibi kim yenilirse onu yağmalayan Kürt silahlıları da Türkiye sınırını tutmakla memur edilmiştir. ÖSO da tek lojistik
desteği olan Türkiye sınırı için çatışmaktadır. Burada da artık dış rollerin etkisinden bahsetmeye başlayabiliriz. Bu noktada Libya örneğinde olduğu gibi isyancılar zor duruma düşünce destek veren bir NATO filosu Fransız bombardımanı senaryosunun tekrarı akla gelebilir ancak Rusya bu konuda başından beri çok akıllı taktik ile hareket etti ve ABD'nin olası müdahalesinde kendi kartlarını oyuna sokacağını belirtmekten kaçınmadı. Bu noktada ise tek ÖSO’nun daimi ümidi Türkiye olacaktır. Ayrıca stratejik bir etken de PYD'nin çözüm sürecinin üçüncü aşamasında Suriye kartıyla masaya oturması olacak. Kürtler Suriye'de destek karşılığında büyük tavizler koparacaktır.
 
         Sonuçta ABD'nin baskısı ile Türkiye PYD ile anlaşacak Suriye'de çatışmalar Ekim'den sonra yeniden alevlenecektir. Bu ÖSO'nun galibiyetine yeterli olmayacaktır. ABD ve ÖSO'nun kaderi kanımca Rusya'nın ne kadar dirayetli olacağına bağlıdır.
Rusya ile anlaşılır ise Libya tarzı müdahalenin önü açılacağı için mutlak galibiyet kaçınılmaz olacaktır. Gelgelim ABD'nin Rusya'ya Doğu Akdeniz'den vazgeçmesi için ne verebileceği çok şüphelidir. Nihayetinde başlığımızda belirttiğimiz gibi Ruslar ikinci bir Stalingrad zaferine ulaşabilir.


Oğuzhan Bay
 
E-posta : iletisim@turkcudergi.com
Facebook : www.facebook.com/Turkcudergi
Twitter : twitter.com/TurkcuDergi
İletişim : Tahılpazarı Mah. İsmetpaşa Cad. 2.Kantarcılar İşhanı No:52 D.26 Muratpaşa / Antalya
Türkçü dergi e-posta ağına kayıt olun !