Türkçü Dergi, Dergimiz Fikrimizdir!
 
BAŞBUĞ ATATÜRK
      Atatürk Türk milletine vurulmak istenen esaret zincirini “milli mücadele” ruhuyla beraber koparıp atmıştır. Tarihin her döneminde olduğu gibi Türkler esaret zincirine yenilmemiş, millet içinden bir bozkurt çıkarmayı bilmiştir. Yirminci Yüzyıl’da Türk milletine yol göstericilik eden bu bozkurdun adı: Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’tür.

      Atatürk, Atatürk olmadan önce, daha Mustafa Kemal’ken dahi Türklük aşkı ile yanıp tutuşan bir kişiydi. Okul yıllarında önemli vatansever Türk yazarlarının kitaplarını okumuş milli bilinçle dolmuş bir öğrenciydi. O dönemde de milliyetçilik ve Türklük yasak kelimeler olduğu için kitaplarının birçoğu yasaklıydı ve onları gizli gizli okuyabilmek için de bir mücadele veriyordu.

      O, çocukluğundan itibaren iyi bir asker olmak istiyordu. Çünkü küçük yaşta da olsa onda bir “başbuğ” ruhu vardı ve vatan mücadelesinde aktif olarak yer almak istiyordu. O, asla umursamazlar sürüsünden olamazdı. Milletinin üzüntüsü onun da üzüntüsüydü. Bir süre yaşıtlarıyla mektebe gitti. Ancak o kararını vermişti ve 1893′te yani 12 yaşındayken Selânik Askerî Rüştiyesi’ne kayıt olmuştu. O zamanlar henüz Mustafa idi. Ancak ondaki olgun kişiliği gören matematik öğretmeni ona “Kemal” adını verdi.

      Mustafa Kemal hiç bir zaman mücadeleden kaçınmamıştır. O, 1897 de çıkan Osmanlı-Yunan Savaşı’na katılmak istemiştir ancak; öğrenci olduğu ve henüz 16 yaşında bir genç olduğu için izin verilmemiştir. Atatürk Türk milleti için her an harekete geçmeye hazırlanıyordu. Askeri okul yaşamını başarıyla bitirmiş ve Kurmay Yüzbaşı olarak Şam’a tayin edilmişti. Orada 1906 yılında arkadaşlarıyla birlikte “Vatan ve Hürriyet” adıyla bir cemiyet kuracaktı. Daha sonra bu cemiyetin Selanik’te bir şubesini açacak ve bir süre sonra cemiyet, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne ilhak edilince O da İTC’ye geçecekti.

      İttihat ve Terakki Cemiyetinde birçok Türk milliyetçisiyle beraber bulunacak ve Türk’ü örgütlemeye çalışacaktı. Daha sonra Cemiyet’in kendisine uymayan taraflarını görecek ve ayrılacaktı.

      29 Eylül 1911′de başlayan Trablusgarp Savaşı’na devletin asker yetiştirememesi üzerine arkadaşları ve İttihatçı subaylarla birlikte gizlice Bingazi’ye geçecek ve oradaki halkla beraber Türk egemenliği için mücadele edecekti. Daha sonra da Balkanlar’da çıkan Balkan Savaşı için oradan ayrılacak ve başka bir cephede mücadeleye devam edecekti.

      Daha sonra Osmanlı’nın Dünya Savaşı’na katılmasıyla birlikte başta Çanakkale olmak üzere Sina, Filistin, Kafkasya gibi cephelerde görev aldı. Çanakkale’de “Anafartalar kahramanı” olarak Türk milletinin kalbinde yer edinmişti. Ayrıca Türk’ün son Başbuğu olacağının işareti de burada verilmiş oldu. Kafkas Cephesinde de birçok kahramanlık gösterdi. Daha sonra 15 Aralık 1917 ile 5 Ocak 1918 tarihleri arasında Veliaht Vahdettin Efendi’nin maiyetinde Almanya’ya giderek Kayzer II.Wilhelm Genel Karargâhı ve Alsas bölgesini ziyaret etti. Bu hanedanın güvenini kazanacak kadar başarılı bir asker olduğunu gösterir.

      Dünya Savaşından Osmanlı yenik ayrıldı ve Mondros imzalandı. Yurdun işgali başlamıştı. Bunun üzerine Mustafa Kemal İstanbul’a geldi ve Haydarpaşa garından Türk sularına demirlenmiş düşman zırhlılarını gördü. Düşman kuvvetleri bütün ihtişamıyla geliyordu ama Mustafa Kemal, korkup mandayı savunan işbirlikçi hainlerden değildi. O gün düşman zırhlısı yurdun üzerine doğru geliyordu ve o: “Geldikleri gibi giderler! ” demişti. Türk’ün esarete boyun eğmeyen ruhu onun bu sözlerinden ilham alarak Türk Kurtuluş Savaşı’nı verecekti.

      Mondros’tan sonra esaret altına girmeyi kabul etmeyen Türk milleti il il, bölge bölge direnişe geçmişti. Bu direnişin adı Kuvva-i Milliye idi. Fakat bu mücadele öndersizdi. Önder ise çıkmakta gecikmeyecekti. Fransız ve İngiliz taraflarının Osmanlı hükümetine baskı yapması ve Doğu bölgesinde Türklerin silahlanarak Hıristiyan unsurları öldürdüğünü bahane etmesi üzerine Osmanlı, Mustafa Kemal Paşa’yı olağanüstü yetkilerle donatarak iddiaların olduğu Vilayet-i Sitte’ye gönderdi.

      19 Mayıs 1919 günü ekibiyle beraber Samsun’a çıkan Başbuğ, Osmanlı’nın emrettiği işbirlikçi tavrı reddetti. O Türk’ü örgütleme ve Türk Kurtuluş Savaşı’nı başlatarak kazanmak niyetindeydi.

      22 Haziran 1919′da Amasya Genelgesi’ni yayımladı ve milli mücadelenin programını şu sözlerle açıkladı :”"Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

      Daha sonra Doğu İlleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin toplandığı Erzurum Kongresi’ne katıldı. Bu kongreden sonra ordudaki görevinden istifa etti ve artık rütbesiz bir asker olarak çarpışacaktı.

      Daha sonra Sivas Kongresi toplandı ve milli mücadele kadrosu büyük ölçüde oluşturulmuş oldu. Liderlik de elbette Başbuğ Mustafa Kemal’de idi.

      Mebuslar Meclisi’nde, Misak-ı Milli kararlarının onaylanması üzerine İstanbul işgal edilmiş ve vatansever mebuslar tutuklanmıştı. İstanbul’un resmi işgalinden sonra Başbuğ Mustafa Kemal,  Ankara’da Türk direnişinin karargahı ve millet iradesinin temsili olan TBMM’yi kurdu. Kuvva-i Milliye kuvvetleri birleştirilerek düzenli orduya geçiliyordu.

      Yunanlıların Anadolu’ya hücumları I. İnönü ve II. İnönü savaşları ile engellendi. Bu savaşlar düzenli ordunun ilk zaferleriydi. Daha sonra Kütahya-Eskişehir savaşlarında İsmet Paşa ve çevresindekilerin kötü yönetimi sebebiyle düşman Anadolu içlerine ilerlemeye başladı. Ordu, Sakarya nehrinin doğusuna çekildi. Bu yenilgiden sonra Başbuğ Mustafa Kemal meclis tarafından tam yetkiyle görevlendirildi. Ordunun ve meclisin yetkilerini 3 ay süreyle kendisi kullanacaktı.

      Mustafa Kemal başkumandan olduğu zaman ilk olarak Tekalif-i Milliye kanununu çıkardı. Böylece milli mücadelede Türk milletinin sorumluluğu bir kez daha artacak sadece Türk çocukları vatan için canını vermeyecek, iki çift çorabı olan birini vatan için verecekti. Türk milleti ise bu seferberliğe bütün gücüyle destek verdi. 23 Ağustos-13 Eylül 1921 arasında Sakarya Meydan Savaşı yapıldı. Bu savaş Türk tarafının zaferiyle sonuçlandı. Mustafa Kemal Paşa bu savaştan sonra Mareşal ve Gazi unvanlarını almıştır.

      Sakarya’da zaferlere alışan Türk ordusu Başbuğ’u Mustafa Kemal’in önderliğinde zafer alarak ve düşmanı kovalayarak Dumlupınar’a kadar gelmişti. 30 Ağustos’ta Dumlupınar Savaşı kazanıldı. 30 Ağustos’tan 9 Eylül’e kadar Yunanlar Türk ordusu tarafından kovalandı. 9 Eylül günü ise İzmir’de Yunan gavurları denize dökülmüş ve Büyük Taarruz zaferle sona ermişti.

      24 Temmuz 1923′te de Lozan Antlaşması imzalanmış ve yeni Türk devletinin sınırları ilan edilmiştir.29 Ekim 1923′te ise Cumhuriyet ilan edilmiş ve milli egemenlik anlayışı pekiştirilmeye çalışılmıştır.

      26 Kasım 1934′te çıkan soyadı kanununa göre Başbuğ’a Atatürk soyadı verilecek ve o sonsuza kadar Başbuğ Atatürk olarak kalacaktı.

      1938′in 10 Kasım’ında ise uçmağa varmıştır ve eminiz ki şu anda Tanrı Dağlarından bizi izliyordur. Mücadelemizde onu her zaman yanımızda hissedeceğiz.

      Atatürk, Türkiye’nin modernleşmesi ve millileşmesi için birçok değişiklik yapmıştır. Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’nu açması bunun en büyük delillerindendir. Böylece Türk kültürünün zenginliği ve Türk tarihinin şeref dolu geçmişinin kökleri araştırılmış, dil alanındaki çalışmalarla da Türkçenin üstünlüğü kanıtlanmaya çalışılmıştır.

      Başbuğ Atatürk, verdiği mücadelede her zaman milliyetçi tavrını ön plana çıkarmış ve sadece Türk milletinin asil kanına ve ihtişamlı geçmişine güvenmiştir. Aldığı soyadı gibi Türklüğün Ata’sı olmuş bir insandır. Bugünün Türkçü gençleri de onun ışığında yürüyecektir.

      Son söz olarak:

      Atatürk Türklüğün Atasıdır. O ümmet haline gelmiş bir kitleyi “Türk” adıyla yeniden milletleştirmiştir. Bu açıdan Başbuğ Atatürk bizim için ikinci Oğuz’dur. Aynı zamanda Atatürk; Türk dili ve Türk tarihine ilişkin yoğun çalışmalarından ve devletin adından kendi soyadına kadar her yerde Türklüğü ön plana çıkarıp her alanda Türklüğü yüceltecek atılımlar yaparak Türkçü Devrim’i başlatmıştır.

      Bizim amacımız ise Türk milletinin son başbuğu Atatürk’ün başlattığı “Türkçü Devrim”i tamamlamaktır.

      Atsız ise Atatürk’ün Türkçü Devriminden hız alarak Türkçülüğü en ileriye taşımış onu en güzel şekilde sistemleştirmiştir.

      Bugün Türkiye’de yaşadığımız süreç ise başta Atatürk olmak üzere Türklük değerlerinin tasfiye edilmesidir.

      Biz buna izin vermemek için Türkçü mücadeleye atıldık.

      Bütün Türkçüleri de bu mücadelede görmek isteriz.
 
E-posta : iletisim@turkcudergi.com
Facebook : www.facebook.com/Turkcudergi
Twitter : twitter.com/TurkcuDergi
İletişim : Tahılpazarı Mah. İsmetpaşa Cad. 2.Kantarcılar İşhanı No:52 D.26 Muratpaşa / Antalya
Türkçü dergi e-posta ağına kayıt olun !